Bloglar Arası Oyun etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Bloglar Arası Oyun etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Frambuazlı Kek



Anneler günü için yine aklımda olan düşüncelerin hiçbirisini gerçekleştiremedim. Ne diyelim, sağlık olsun, yoğunluklar ve koşturmacalar hiç bitmesin.

Bu anneler gününde eşim yurtdışında olduğundan biraz buruk geçti bizim için. Mayıs ayına inat, hava çok sıcak olmamasına rağmen, çocuklar çok istediği için kahvaltımızı balkonda yaptık. Kahvaltıdan sonra da hem mutfakta biraz oyalanmak hem de çikolata ve kek krizimi bir parça bastırabilmek için bu keki pişirdim.

Görüntü olarak Dorie Greenspan’in Baking from my home to yours kitabındaki, aynı zamanda kapak resmi de olan Devil’s Food Cake tarifinden esinledim. Kek tarifi ise bana aittir.

İçinde eritilmiş çikolata bulunan bütün keklerde olduğu gibi dış kısmı sert, içi yumuşak ve hamurunda dondurulmuş frambuaz kullanılmasından dolayı hafif nemli kalan lezzetli bir kek olduğunu söyleyebilirim.



Gerekli malzemeler :

• 4 yumurta
• 1 + ½ su bardağı toz şeker
• 1 + ½ su bardağı un
• 4 yemek kaşığı kakao
• 1 paket kabartma tozu
• 1 paket vanilya
• 120 gram tereyağı
• 120 gr bitter çikolata
• 2 tatlı kaşığı granül kahve
• ½ su bardağı dondurulmuş frambuaz

(Su bardağı 250 mililitreliktir)

Kaplama için :

• 200 ml sıvı krema
• 1/2 su bardağı pudra şekeri

1. Fırını 175 ˚C’ye ayarlıyoruz.
2. Tereyağı, çikolata ve kahveyi birlikte benmari usulü eritiyoruz.
3. Yumurta ve şekeri mikser ile 3 dakika çırpıyoruz.
4. Kahveli karışımı yumurtalı karışıma ekleyerek bütünleşene kadar çırpıyoruz.
5. Mikseri bırakarak metal kaşık yardımı ile kuru karışımı azar azar ilave ederek karıştırıyoruz.
6. Un serpilmiş kek kalıbına boşaltıyoruz.
7. Frambuazların 5-6 adedini üst kısım süslemesi için ayırarak geri kalanları görünmeyecek şekilde hamurun üzerine bastırıyoruz.
8. Önceden ısıtılmış fırında 55 – 60 dakika pişiriyoruz.
9. Piştikten sonra tel ızagara üzerinde soğutarak kenar kısımlarından birer dilim kesiyoruz.
10. Sıvı krema ve pudra şekerini mikser ile 5 dakika çırpıyoruz.
11. Kekin üst kısmını krema ile kaplayıp ayırdığımız dilimleri ufalayarak üzerine serpiştiriyoruz.
12. Son olarak frambuaz taneleri ile süslüyoruz.



Notlar :

• Her zamanki gibi bu kekin de bir gece buzdolabında dinlendirildikten sonra servis yapılmasını tavsiye ediyorum.
• Kremayı benim gibi acele ile kek ılıkken değil, iyice soğumasını bekleyerek kaplarsanız daha düzgün bir görüntü elde etmiş olursunuz.

Sevgili Pelin kitaplarla ilgili güzel mim için sobelemişti beni, ancak cevap verebiliyorum ve kendisine teşekkür ediyorum.

Yakın geçmişte okuduğum ve tavsiye edebileceğim ilk aklıma gelen kitap Doç. Dr. Özer KANBUROĞLU'nun Fotoğrafta Kompozisyon adlı kitabı. Bu kitap, fotoğrafçılıkla ilgili temel bilgileri özet ve akılda kalıcı bir şekilde aktardığı için baş ucu kitapları arasında yer almalı kesinlikle.








Şu anda pastacılıkla iligli harika iki kaynak olan, Dorie Greenspan'in Baking from my home to yours ve Alice Medrich'in Pure Dessert kitaplarını okuyorum. Kitaplar ilk elime ulaştığında fotoğrafların az oluşu dolayısı ile biraz hayal kırıklığı yaşamıştım açıkçası ama tariflerin yanı sıra öyle güzel ve faydalı bilgiler mevcut ki bu açık fazlasıyla kapatılmış diye düşünüyorum. Bu ara vakitsizlik sıkıntısı çektiğim için iki kitabı da henüz tam olarak okuyup bitiremedim.
















Okumayı düşündüğüm kitap ise aldığımdan beri bir türlü okumaya fırsat bulamadığım Dorothy EINON'ın Anne Babalığın Altın Kuralları adlı kitap










Bu arada sayfanın renklerini bir iki küçük değişiklikle yine eski haline çevirdim. Yeni renkler aydınlık olmasına rağmen bir türlü içime sinmedi ve benimseyemedim. Kendimi başka bir sayfada konuk yazar olarak hissettim. İçime sinmeyen hiçbir işin içinde olamayacağım için bundan sonra bu haliyle devam edeceğim.

Oy kullanan ve görüşlerini belirten bütün ziyaretçilerime çok teşekkür ederim.

İlgili diğer yazılar :

Islak Kek
Çikolatalı Kek
Kahveli Cupcake

02 Nisan 2008 Çarşamba

Dünyayı Güzellik Kurtaracak



Sevgili Serpil kısa bir süre önce Doctus Bilgi Güvenliği Forumunda “Çocuk İstismarını Durdurun” sloganı ile başlayan “Dünyayı Güzellik Kurtaracak” konulu mim için beni sobelemiş. Böyle güzel ve herkesin duyarlı olması gereken bir konuda sobelenmek beni de oldukça mutlu etti. Sevgili Serpil’e çok teşekkür ediyorum.

Çocuk istismarı yazmaya bile insanın eli varmıyor. Anne olduktan sonra bütün çocuklara karşı daha duygusal, hoşgörülü ve hassas olmak genlerimizde var kesinlikle. Çocuklarla ilgili karşılaştığım üzücü olaylar artık daha fazla içimi burkuyor ve üzüyor. Keşke elimden gelen bir şeyler olsa da yapabilsem diye düşünüyorum sıklıkla. Keşke kaportacılarda kir, pas içinde çalışan bütün çocukları toplayıp eğitimlerine devam etmelerini sağlayabilsem, yetiştirme yurtlarında yaramazlık yaptıkları için çıplakken hortumla üzerlerine soğuk su tutulan o yavruları toplayıp sıcak ve sevgi dolu bir yuva ortamı sağlayabilsem, etrafa hüzünlü gözlerle bakan mutsuz çocukların gülmelerini, mutlu olmaları sağlayabilsem diye böyle uzayıp giden bir keşke listesi var beynimde çocuklarla ilgili.

Mim gereği çocukluğumuzdan hatırladığımız ilk şarkıyı ve şu anda hissettirdiklerini de yazmak gerekiyor. Aslında çocukluğumdan hatırladığım tek bir şarkı yok ama öncelikle Sezen Aksu’nun o dönemdeki bütün şarkıları hafızama kazınmıştır diyebilirim. Bu mimle ilgisi olduğunu düşündüğüm için Ünzile’yi yazmak istedim. O zaman bu şarkıyı sürekli dinler ama sözlerinin ne demek istediğini kavrayamazdım. Aklımda kalan beni sadece hüzünlendirdiği. Şimdi dinlediğimde şarkıda adı geçen Ünzile’den gerçek hayatta hala daha var olduğunu düşünüyorum ve içim burkuluyor...

Ünzile insan dölü
On kardeş beşi ölü
Büyüdükçe unufak
Ve gelir de görücü

İnci gibi dişi
Görücü bilir işi
Söğüdüm ağlar gider
Olur hatun kişi

Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem kadın hem de çocuk
Onikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile

Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı
Hiçbirşey sormuyor

Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda
Dünyanın bittiğine

Ünzile insan dölü
Bilinmezlere gebe
Sırların mihnetini
Yükleyip de beline

Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem kadın hem de çocuk
Onikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile...

Şarkının söz yazarı Aysel Gürel'i ve bestecisi Onno Tunç'u da rahmetle anıyorum.

Ben de bu konuda sobelenmediklerini düşündüğüm, pasta konusunda paylaştığı birikim ve tecrübelerinden hep faydalandığım güzel yürekli bir anne Sevgili Burcu’yu, hem anne olan hem de bu duyguyu yakında tekrar pekiştirecek olan Sevgili Fulya'yı ve blog camiasının çiçeği burnunda annesi Sevgili Yasemin’i sobeliyorum.

28 Mart 2008 Cuma

Yeni bir mim


Pelte tariflerim için Yemek.Name Mart sayısına göz atabilirsiniz.

Bu hafta iş ve evdeki yoğunluk nedeniyle çok fazla tarif yayınlayamadım. Geldiğinizde eli boş döndürdüm sizleri ne yazık ki. Bu akşam yapacağım pastanın konsantrasyonu da biraz uzun sürdü sanırım. Umarım düşündüğüm gibi ve güzel olur.

Açığı önümüzdeki hafta ve günlerde telafi etmeyi ümit ediyorum ve Kadınca Blog isimli güzel günlüğün yazarı Sevgili Esra’nın sobesi ile alfabedeki harflerin çağrıştırdıklarını kısa kısa ve hızlıca yazmaya geçiyorum hemen.

A Annem annem... iyi ki var...
B Berkeciğim, berkoşum, tontoşum, büyük oğlum.
C Can canım, mavişim, çıtır çitosum, küçük oğlum.
Ç Çikolatasız asla olmaz...
D Denizi çok özledim, yaz gelsin.
E E bu harf beni çok zorladı.
F Fotoğraf çekmeye daha çok vakit ayırabilmek istiyorum
G Güneş hep olsun, içimi ısıtsın, ruhum canlansın.
Ğ Yorumsuz.
H Haziran, doğduğum ay, çok severim.
I Işıklar hiç sönmesin, karanlıkta kalmayalım.
İ İstanbul’u çok seviyorum.
J Japonya’ya gidip yıllar öncesindeki pen friend’im Sayuri Watanabe’yi görmek istiyorum.
K Kardeş, kardeşlik, iyi ki ablam ve ağabeyim var.
L Limonlu lezzetleri seviyorum.
M Muratcığım, eşim, canım, iyi ki varsın...
N Naneli lezzetleri de çok severim, bayılırım.
O “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” geldi hemen aklıma.
Ö Öğrenmek, her gün, her dakika, her an...
P Paylaşmak, pastalarım...
R Renkler hiç solmasın, hep canlı olsun.
S Something’s gotten hold of my heart, keeping my soul and my senses apart bu ara hep beynimde dolaşan şarkı, çok seviyorum.
Ş Şeker hamuru ile oynamayı seviyorum.
T Tatlısız bir hayat düşünemiyorum.
U Umudumuz hep var olsun.
Ü Üşenmeyip yapsam dediğim bir sürü şey var.
V Vakit yetmiyor, daha çok vakit istiyorum.
Y Yaz mevsimi en sevdiğim mevsim.
Z Zaman çok çabuk geçiyor, her anı doya doya yaşayıp kıymetini bilelim.

Esra’ya çok teşekkür ediyorum.

Herkese güzel ve neşeli bir hafta sonu diliyorum...

01 Şubat 2008 Cuma

Yapmayı Ertelediğimiz Kolay Şeyler


Not: Fotoğrafın konu ile bir ilgisi bulunmuyor ama içimden bu yazıya eklemek geldi. Hep mutfaktaki denemeleri değil sobeler için başka fotoğraflar da çekmeli.

Sevgili Burcu beni “Yapmayı Ertelediğimiz Kolay Şeyler” konusu ile sobelemiş. Onu olduğu gibi beni de zorlayan bir sobe oldu. Çünkü kolay şeyleri değil de genelde zor olanları erteliyorum, konsantrasyon süresi uzun sürdüğü ve öyle mi yapsam böyle mi diye düşünüp durduğum için.

Belki çok basit olacak ama hemen ilk aklıma gelenleri yazıyorum :

• Büyük albümler alıp kutularda biriken fotoğrafları kronolojik olarak sıralayıp yerleştirmek. Sonra da en az ayda bir açıp bakmak, geçmişi hatırlamak.

• Çiçeklerin saksılarını değiştirmek, hatta gözüme eski görünen çiçekleri yenileri ile değiştirmek

• Kullanmadığım ve kullanmayacağım tabakları dolaptan ayıklamak, yardım kuruluşlarına vermek

TEMA’ya fidan bağışı yapmak

• Fotoğraf makinemi alıp öylesine dolaşmak ve güzel kareler yakalamak

• Göz doktoruna gitmek

• ve yine Çingene Dansı’nın cd’sini bulmak !

Bu ara sobelerim fazla olduğu için ben kimseyi sobelemiyorum.

Herkese güzel ve sağlıklı bir hafta sonu diliyorum.

30 Ocak 2008 Çarşamba

Nefesimi Kesecek Anlar




Sevgili Devletşah’ın beni sobelediğini bildiren mailini okuduğum andan itibaren düşündüm durdum. Bu mim aynı zamanda hayatımın muhasebesini yapmamı da sağladığı için daha çok sevdim. Nefesimi kesecek anları yazmam gerekiyordu, üç grup halinde.




Resimsiz yazıları sevmediğim için, fotoğraf çekmenin önemini henüz kavramadığım döneme de ait olsa, eski makinemle gece çektiğim ve bu yazımda yayınladığım çizim fotoğraflarımı cevaplarımla ilgili olduğunu düşündüğüm için, hafta sonu yeni çekilenleri ile değiştirilmek üzere yazıma eklemek istedim.






Birincisi ; İşte bunlar, bakalım kaç tanesi gerçek olacak...

• Üniversite sınavlarına tekrar hazırlanıp Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinin Güzel Sanatlar Fakültesine girmek, hem de yetenek sınavında iyi bir derece alıp.
• Fakülteden yine iyi bir derece ile mezun olmam ve her gün aynı heyecan ve şevkle gideceğim bir işim, ofisim olması
• Bu maddeler için biraz geç kaldığımı düşündüğüm için daha gerçekçi olduğu düşüncesi ile pastane ve cafe tarzında kendi yaptığım ürünleri satışa sunabileceğim bir iş yerimin olması hatta daha ötesinde bütün detayları benim düşüneceğim ve ilgileneceğim bir organizasyon şirketim olması
• Tamamı kendi çektiğim fotoğraflardan ve kendi tariflerimden oluşan bir kitap çıkarmak
• Ailecek bir yıl süre ile dünya turuna çıkmak
• Yıllar sonra baktığımda çocuklarımın karakterli, saygılı ve özgüven sahibi olduklarını ve iyi birer kariyer yaptıklarını görmek
• Eşimle birlikte emekli olunca deniz kenarında ve şirin bir sahil kasabasında yaşayabilme hayalimizin gerçekleşmesi


İkincisi; Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediklerim.

• Fotoğrafçılık kursuna gitmek
• İleri düzey İngilizce kursuna gitmek
• Stepper’ın üzerinde her akşam yarım saat vakit geçirmek
• 12 yıl önce katıldığım bir seminerde hediye edilen ve bozulduğu için çok üzüldüğüm keman virtüözü Aysun Ercan’ın Çingene Dansı kasetinin cd’si olup olmadığını daha detaylı araştırmak, bulmak ve almak.
• Blogger’a güvenmeyip yazılarımın hepsini düzenli olarak kayda almak, arşiv oluşturmak.


Üçüncüsü ; Bir daha dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa…

• Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinin yetenek sınavına girmek üzere kayıt için gittiğimde gördüğüm ucu bucağı olmayan kuyruk gözüme hiç uzun görünmez ve ayakta 24 saat bile olsa beklerdim, vazgeçmeyip inatla girmek için bütün yolları denerdim
• Mutlaka sanatla ilgili, kendimden de bir şeyler katabileceğim bir işim olurdu
• Keman çalmayı öğrenirdim hatta belki bateri


Bunun harici hayatımdan memnunum sanırım ki aklıma başka bir şey gelmiyor. Ben de nefesini kesecek anları merak ettiğim Sevgili Bengi, Elvan, Fulya, Feyza, Nilay, Didem, Ferah, Işıl ve Burcu’yu sobeliyorum.

22 Ocak 2008 Salı

Yeni oyunlar

ben1blogson

Geçen hafta Sevgili Özlem tarafından “Hakkımda söyleyebileceğim 7 Şey” ve Sevgili Nilay tarafından “... Olsam” oyunları için sobelendim ve cevap vermekte bir hayli geciktim. İki arkadaşıma da incelikleri için çok teşekkür ediyor ve hemen cevaplarıma geçiyorum.

“Hakkımda söyleyebileceğim 7 Şey”

1. Kız bebekler için rekor sayılabilecek bir kiloda 5 kilo 100 gram doğmuşum. Doğduğumda doktor ve ekibi anneciğimi bırakıp beni ayaklarımdan tutup sallandırmak suretiyle Üsküdar’daki Zeynep Kamil Hastanesinin doğum katında gezdirip teşhir etmişler. Şimdiki gibi sezaryenle doğum için bahane aranmadığı bir dönem olduğundan normal doğum yapan anneciğim şaşırıp kalmış. Yıllar sonra başka bir ziyaret için gittiğimizde annem bana o meşhur katı gösterdi.

2. Çok sıcak kanlı bir yapıya sahip değilimdir. Herkesle hemen samimiyet kuramam. İnsanları önce gözlemleyip sonra paylaşımda bulunmayı tercih ederim. Bu yüzden duruşumun soğuk olduğunu düşünen ve tanıştıktan sonra bunu itiraf eden sayısı bir hayli çoktur.

3. Genelde sakin bir yapıya sahip olan ben araba kullanırken bambaşka bir kişilik haline dönüşüyorum. Özellikle sol şeritte gezintiye çıkmış gibi araba kullanan ve geçmek isteyişinize aldırmadan buna devam eden ve sizi sağdan sollamak zorunda bırakan sürücüler beni çileden çıkarıyor. Ağzıma geleni sayıyorum sonra da kendimi çok ayıplıyorum.

4. Oğullarım arasında ayırımcılık yapar pozisyona düşmek ya da onların öyle algılaması en korktuğum şey. Ne zaman birini öpsem yanımda değilse bile muhakkak bulup diğerini de öpüyorum. Biriyle bir oyun oynadıysam diğeriyle de mutlaka oynuyorum. Kahvaltı tabaklarını hep aynı hazırlıyorum. Bardaklarını hep aynı çizgide doldurmaya özen gösteriyorum. Ne alırsam mutlaka iki tane alıyorum.

5. Yaz mevsimini, güneşi, tatili ve denizi çok severim ama bir o kadar da korkarım. Bir gemide sabahlamak ve kara görünmeden yolculuk yapmak bana kabus gibi gelir. Mümkün olduğunca kıyıya yakın ve yalnız kalmadan yüzerim.

6. 5. Maddenin aksine kış mevsimini, soğuk havayı ve karı hiç sevmem. Kar yağışı beni hiç heyecanlandırmaz ve sevindirmez. Kar yağıyor diye sevinç çığlıkları atıp zıplayan arkadaşlara hayretle bakarım.

7. Alış-veriş merkezlerinin bazılarında tek başıma sakin sakin dolaşıp ürünleri incelemeyi ve karşılaştırmayı çok severim.


Şimdi gelelim “.... Olsam oyununa”

Yiyecek olsam : Tabii ki çikolata
Müzik aleti olsam : Keman
Mevsim olsam : Elbette yaz yaz yaz...
Kıyafet olsam : Beyaz tişört ve keten pantalon
Ayakkabı olsam : Babet tarzı rahat ve düz bir ayakkabı

Bu cevaplara fotoğraf da eklemek istiyordum aslında ama öyle hızlı hazırladım ki vakitsizlikten ekleyemedim maalesef.

Ben de bu sorulara verecekleri cevapları merak ettiğim blog arkadaşlarımdan Gülriz , Defne ve Neslihan’ı sobeliyorum.

11 Aralık 2007 Salı

Blogun hayatımızdaki yeri (mim)



Sevgili Lyn yeni başlayan bir oyuna beni de dahil etmiş. İçeriğinin yanı sıra, her zaman olduğu gibi imla kurallarına da son derece özen gösterilmiş olan yazısını ve cevaplarını öyle güzel hazırlamış ki ben okumaya doyamadım. Kendisine inceliği için çok teşekkür ediyorum.

İşte sorular ve benim cevaplarım :

1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?

Blog yazmaya 2007 yılında, yaklaşık 8 ay önce başladım. Onun öncesinde yemek bloglarını hayranlıkla takip ediyor gördüklerimi uygulamak istiyordum.

Doğum günü 1 Mart olan büyük oğlum Berke için, ilk defa şeker hamurunu elime alarak ve mutfakta sabahlayarak Batman'li ve Süper Kahramanlı bir doğum günü pastası hazırladım. Pastanın sadece gökdelen kısmındaki kurabiyeler şeker hamuru kaplıydı. Bloga ekleyip heyecanla yorumları bekledim. Şimdi bu pastaya baktığımda gerek fotoğraf gerekse pasta yapımı ile ilgili bir çok hata görüyorum belki ama bu pastaya çok şey borçlu olduğumu biliyorum.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

Blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olmasına genellikle özen gösteriyorum. Çünkü blog yazmamın amacı belli : mutfaktaki denemelerimi paylaşmak. Fakat arada sırada günlük kategorisine ekleyebileceğim başka yazılara da yer veriyorum. Blog yazmaktaki en büyük amaç bence paylaşım. Paylaşınca, yorum, öneri ve görüşler alınca çok mutlu oluyorum.

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?

Feragat etmek demiyim ama erteleyebileceğim işlerimi erteleyip önceliği bloguma verdiğim zamanlar oluyor. Çalışan ve iki çocuklu bir bayan olunca feragat edebileceğiniz şeyler baya az oluyor. Birinden feragat ettiğinizde bütün düzen bozulabiliyor. Hepsi birbirine bağlı, hepsi zamanında ve günü gününe yapılmalı.

4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

Asla ! Blog yazmak benim için hep eğlenceli bir uğraş oldu. Hatta niye daha önce başlamadım diye sık sık aklıma geliyor. Çok zevk alıyorum. Bekleyiş olması da hoşuma gidiyor.

5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Şimdilik üretmeye devam ettiğim müddetçe gibi görünüyor.

Ben de acaba kimi mimlesem diye baya bir düşündükten ve seçim yapmakta zorlandıktan sonra, her ne kadar henüz alamamış olsam da Bir Porsiyon Öykü kitabının ve Bir Porsiyon Öykü günlüğünün değerli yazarı, çok sevgili arkadaşım Papatya’yı, yoğun olduğunu bilsem de canım tasarımcım yetenekli mi yetenekli arkadaşım Bengi’yi, mutfakta oldukça yetenekli bir arkadaşım daha Sevgili Ufuk’u ve okyanuslar ötesinden, her satırında yeni bir şeyler öğrendiğim yazılarını okumaya bayıldığım zarif arkadaşım Sevgili Zinnur’u mimliyorum.

13 Eylül 2007 Perşembe

Severim Oyunu

Sevgili Oya ve Sevgili Betül "Severim" adlı yeni bir oyuna davet ettiler beni. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Sevdiğim çok şey olduğu için üç tane ile sınırlandırmak baya zor oldu. Düşündüm, taşındım ve sonunda yazmaya karar verdim.

Severim Berke'ciğim ve Cancan'ımı hem de çokkkk en çokkkk. Onların sevgisiyle tanıştıktan sonra hayattaki herşeye farklı gözle bakmaya başladım. Belki gerçek anlamda hoşgörüyü, sevgiyi ve anneliği öğrendim.

Severim İstanbul'u tüm karmaşasına rağmen. Ondan uzakta yaşayamam gibime gelir. İstanbul'u anlatacak bula bula bu fotoğrafı mı buldun diye düşünebilirsiniz. Arabayla köprüden geçerken çekmeye çalıştığım için çok net değil ama içinde çok şey var.
Severim blogumu. Ortak noktalarımız olan bir çok arkadaşı, dostu tanımamı sağladığı, bana huzur, mutluluk ve kendimi ifade edebilme olanağı sağladığı için.
Ben de sevdiklerini merak ettiğim Papatya, Gülriz , Ayşe ve Burcu'yu sobeliyorum.

01 Eylül 2007 Cumartesi

Türk Gecesi 30 Ağustos 2007

Sevgili Yaman Ayşe'nin düzenlemiş olduğu Türk Gecesi Etkinliği tarifleri 30 Ağustos'tan itibaren yayında. Bu ara hem iş, hem ev, hem herşey o kadar yoğun ki vakit yetmiyor bana yine. O yüzden geç anons ediyorum.

Ayşe'nin sayfasını ziyaret edelim gözümüz gönlümüz açılsın derim. Ben Fırın Sütlaç ile katıldım bu etkinliğe.

10 Nisan 2007 Salı

3x3 Sobelendim

Sevgili Tuba'nın başlatmış olduğu 3x3 oyununda Betül, Selda , Papatya, Aylin, İpek ve Devletşah tarafından sobelendim. Aslında ben onları sobeleyecektim ama arkadaşlarım benden önce davrandılar. Kendilerine incelikleri için çok teşekkür ediyorum.

Sanırım sobelenmeyen çok az kişi kaldı artık. Umarım ben sobeleyene kadar onlar da sobelenmiş olmaz. :))


Şeker Hamurlu Bahar Kurabiyelerimi Müge'ye


Rulo Kekli Pastamı Nükhet'e ve Tuğçe'ye

Çilekli Pastamı Berceste'ye ithaf ediyorum.


Soruların cevaplarına gelince ;

1.1. Daha once yasadiginiz 3 sehir?
Doğduğumdan beri Kocaeli'nde yaşıyorum. Tam sınırda olduğumuz ve bir ayağımız sürekli orada olduğu için rahatlıkla İstanbul'da diyebilirim.

1.2. Tatil icin gittiginiz, gordugunuz ve onermek istediginiz 3 yer?
Mükemmel denizi ve güneşi için Kemer,
Hayatımda gördüğüm en güzel iki denizden bir tanesi olduğu için Didim,
Tarihi ve büyülü havasını çok sevdiğim için Cunda (Ayvalık)

1.3. Yasamak istediginiz (gormediginiz de olur) 3 sehir?
Kocaeli, Londra, Cunda

2.1. Su anda ki mesleginiz nedir?
Öncelikle mesleğimi yapamasam da Stilist, şu anda yapmış olduğum iş Yönetici Asistanlığı ve 3. sınıfta okumakta olduğum bitince olacağım Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Mezunu :)

2.2. Dunyaya yeniden gelseydiniz, hangi meslegi yapmak isterdiniz?
Öncelikle mutlaka sanatla ilgili birşey olmalı. Resim, iç mimarlık, grafikerlik.. ya da Pastacı olmayı ve yemekle ilgili bir alanda kendi işimi kurabilmeyi çok isterdim

2.3. "Kesinlikle ben yapamazdim" dediginiz meslek nedir?
Avukatlık

3.1. Yasam felsefenizi olusturan sozlerden biri?
İyilik yap denize at, kul bilmezse balıklar bilir

3.2. Bir kitapdan alinma, cok sevdiginiz bir cumle veya paragraf veya bolum?
Hoşgörü, başkalarının inanç, uygulama ve alışkanlıklarını, onları mutlaka paylaşma ya da kabul etme gereği olmadan, anlamak için gösterilen olumlu ve nazik çabadır. Joshua Liebman.

Tongue Fu/Sözlü Dövüş Sanatı

3.3. Cok sevdiginiz bir siirin bir parcasi?
Lise birinci sınıfta öğrendiğimden beri tamamı ezberimde olan tek şiir olma özelliği ile Yahya Kemal Beyatlı'nın çok sevdiğim şiiri.
GEÇMİŞ YAZ
Rü'yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,
Her ânını, her rengini, her şi'rini hazdan.
Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hâtıra özlersen o yazdan

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
Mehtâb... iri güller... ve senin en güzel aksin...
Velhasıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde!